Check-in Zorunlu mu? Bir Yolculuk Hikayesi
Bir İlk Adım: Heyecan ve Kaygı
Kayseri’nin sokaklarında sabahın erken saatlerinde yürürken, içimde bir yandan heyecan, bir yandan da kaygı vardı. Hava soğuktu ama hissettiğim şeyler daha sıcak, daha derindi. İçimden bir şeyler kopuyordu, gitmek istiyordum. Bir yerlere, uzaklara, belki de biraz kendime. O gün öğleden sonra bir tren bileti almıştım. Biraz cesaret, biraz yalnızlık ve biraz da umut vardı kafamda.
Yolculuk yapmak, genellikle bir şekilde kaçış gibidir. Bazen insanlar sadece gitmek ister, bir yere. O yolculuk, insanın içindeki biriken duyguları taşıyan bir kabuk gibi olur. Bugün de o kabuğun içindeki ben, farklı bir yer arıyordum. Ama önce bir şey vardı: Check-in. Hani, çoğu insanın “daha önce check-in yapmam gerekti mi acaba?” diye düşünmeden öylece geçip gittiği bir kavram.
Check-in: Neden Bu Kadar Önemli?
Aslında tam o an fark ettim: Check-in zorunlu muydu? Otobüs biletim, tren bileti, her şey tamam. Ama bir türlü geçemediğim bir engel vardı. Hani, öyle uçaklarda herkesin sırayla geçmek zorunda olduğu güvenlik noktası gibi değil. Hayatın içinde, bir anlık anksiyeteyle geçip gidecek bir şey değil. Bu, herkesin içine girmesi gereken, bir yerde durması gereken bir yer gibi. Ama ne kadar zorlayıcı olabilir ki? Sadece bir şeyler imzalayıp gitmek değil mi?
Ama değilmiş. İçimde başka bir şey vardı. O an fark ettim ki; check-in, sadece fiziksel bir işlem değil. O, insanın kalbine dokunan bir şey. Benim için, işte o anda o anı geride bırakmak, önümdeki yola hazır olmak gibi hissettirdi. Adeta bir hazırlık, bir geçiş.
Hayal Kırıklığı ve Gerçeklik
Saat 14:00 civarı, Kayseri’den hareket etmeye hazırlanan trene biniyorum. Yavaşça ilerleyen trenin içinde otururken, aklımda pek çok düşünce var. Check-in işlemimi yaptığımda, biletimi almak için çok zaman harcadım. Ama bununla yetinmek mi gerekirdi? Hayal kırıklığım arttı çünkü her şey hep sabahın erken saatlerindeki o gülümseme gibi görünüyordu. Hızla geçen zaman, eskiye ait bir kaçış gibiydi. Uçmak gibi, ama her şeyden önce, rotanızı bilmeniz gerekiyordu.
Duygularım biraz karmaşık hale gelmeye başladı. Bir yandan yolculuk için sabırsızlanırken, bir yandan da check-in’in geride bıraktığı boşlukta kalmıştım. O boşluk, benim içimdeki kaygıyı besliyordu. Bu yolculuk, kendimi bulmam için bir fırsat mıydı, yoksa yalnızlıkla savaştığım bir savaş mı? Bilmiyordum, ama bir şey kesinlikle netti: İlerlemem gerekiyordu.
Bir Karar Anı
Trenin pencere camına yaslanıp dışarıya bakarken, bulutların arasında kaybolan güneşi izledim. Gökyüzü o kadar büyüleyiciydi ki, içimdeki kaygı bir anda silindi. Belki de bu yolculuk, hayatın getireceği zorlukları daha kolay kabullenmekti. Check-in, sadece bir bilet almak değildi. O an, bir şeyin farkına varıyordum: Her an, bir noktada “check-in” yapmamız gerekebilir. Ama bu sadece fiziksel bir işlem değil. Hayatın içinde bir yere varmak için önce kendine bir yer açman gerekebilir. İçine girebilmek için bir süre dışarıda durmak ve neyle karşı karşıya olduğunu görmek gerekir.
Sonunda Bir Durak: Yolculuk ve Umut
Birkaç saat sonra, varış noktamıza yaklaşıyoruz. Duygularım bir arada, kafa karışıklığım biraz daha belirgin. Ama bir şey kesin: Burası yeni bir başlangıç. Her adımda biraz daha büyüdüm. O gün, yalnızlıkla yüzleşmekle kalmadım, aynı zamanda kendi içimdeki kaygıyı da bırakmayı öğrendim. Check-in yapmak zorunlu muydu? Evet, ama sadece ruhumun taşıması gereken yükleri bırakabilmem için.
Yolculuklar hep böyle değildir. Bazen bir tren bileti, bir check-in işlemi, insanın hayatını değiştiren bir kapı gibi olur. O kapıdan geçerken, arkamda bıraktığım her şeyin, aslında hayatımı daha iyi anlamama yardımcı olduğunu fark ettim.
Ve son olarak, kendime hatırlattım: Yolculuk her zaman bir anlam taşır, önemli olan nereye gittiğin değil, yolculuğa nasıl çıktığındır.